Değişen Tehdit Algılamaları Işığında NATO’nun Gerekliliği Tartışmaları

Bilindiği üzere NATO, Avrupa’yı Sovyet tehdidine karşı korumak maksadıyla ABD tarafından oluşturulmuş, askeri nitelikli bir örgüttür. NATO, Soğuk Savaş dönemi boyunca etkisini hissettiren ve  dönem sonunda başarıya ulaşan taraf oldu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte dünya yeni bir döneme girdi ve birçok örgüt bu yeni dönemde kendini yeniden tanımlamaya başladı. Avrupa Ekonomik Topluluğu da değişime ayak uyduran örgütlerden birisiydi. Zira, Maastricht Antlaşması  ile siyasallaşan örgüt, Avrupa Birliği olarak değişime uğradı.

Sovyet tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte, NATO’nun yeni dönemde varlığını devam ettirip ettirmeyeceği merak konusuydu. Sovyetler Birliği’nden kopan devletler içerisinde meydana gelen bölgesel çatışmalar, yeni dönemde de bir güvenlik örgütüne ihtiyaç duyulacağını gösteriyordu. Dönemin en popüler tartışmasında İngiltere, ABD hegemonyası altında NATO’nun gerekliliğini savunurken, Fransa ve Almanya ise AB kontrolünde Batı Avrupa Birliği (BAB) güvenlik örgütünün canlandırılması taraftarıydı.  AB içerisinde bağımsız bir ordunun kurulması fikrinin temelinde, AB’nin yeni dönemde Maastricht Antlaşması ile siyasallaşmasının ve dış politikada daha özgür hareket etmek istemesinin etkisi büyüktür.

Önceki dönemde de bağımsız ordu konusunu birçok kez gündeme geldi. Zira BAB, NATO’dan da önce kurulan fakat etkinliği az olan bir örgüttür. 1948 yılında, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalanan Brüksel Antlaşmasıyla birlikte kurulmuştur. 1950 yılında Fransız Jean Monnet, finansman, ekipman ve organizasyon açısından birleştirilmiş uluslarüstü bir Avrupa Ordusu kurulması fikrini ortaya attı.  Bu tarihten sonra birçok çalışma yapıldı. BAB, 1954 senesinde İtalya ve Batı Almanya’nın katılımıyla daha da  güçlenmesine rağmen, Soğuk Savaş döneminde NATO’ya kıyasla çok etkisiz kaldı.


BAB, 1984 senesinde Fransa’nın girişimleri ile yeniden canlandırılmaya çalışıldı fakat yine başarı sağlanamadı. 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması’nda Avrupa Birliği’nin ayrılmaz bir parçası, savunma ve güvenlik kolu olarak gösterildi. Fakat İngiltere ve Danimarka gibi ülkelerin (Atlantistler) muhalif davranması sonucu BAB projesi başarısız oldu. Bu devletlerin muhalif olasının altında ise NATO’nun Avrupa güvenlik ve savunma sistemindeki rolünün azalmasının, kendi çıkarlarına ters düşmesi yatıyordu.

1995 yılında bağımsız ordu konusu yeniden gündeme getirildi ve 1998 yılında  St. Malon Zirvesi ile birlikte “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası” adı altında çalışmalar yürütülmeye başlandı. NATO ise bu gelişmelere 1999 Washington zirvesinde onaylanan “Yeni Stratejik Kavram” ile cevap verdi. Yeni Stratejik Kavram, Avrupa Güvenlik Sistemi konusunun NATO içerisinde şekillenmesi konusunda AB’ye uyarılarda bulunuyordu.

1999 yılında yapılan Helsinki Zirvesi’nde, bağımsız ordu konusunda, akıllardaki sorulara cevaplar arandı. Nitekim bağımsız ordu demek, yeni bir askeri birlik ve yeni askeri harcamalar demekti. Yeni ordunun 60.000 kişilik ve hareket kabiliyeti yüksek olması öngörülüyordu. Bu kapsamda AB bünyesinde Askeri Komite, Siyasi ve Güvenlik Komitesi gibi birimler oluşturulurken BAB, aldığı kararla 2000 yılında kendini marjinal hale getirdi ve AB’yi tek etkin güç olarak bıraktı.

Avrupa kanadında bunlar yaşanırken 2000 yılında Amerika’da meydana gelen 11 Eylül saldırılarından sonra tüm dünyada güvenlik algılayışı değişmeye başladı. Prag Zirvesi’nde alınan karar gereğince hem NATO hem de AB, yeni tehditler konusunda ortak tavır takındı. Terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasını önleme gibi konularda ittifak yapma kararı alındı. Bu amaçla da NATO bünyesinde “Acil Mukabele Gücü” oluşturuldu. Bu yeni birimin amacı, terör eylemleri karşısında hızlı hareket etme kabiliyetinin geliştirilmesini sağlamaktı.

Önceki dönemlerde SSCB ve Varşova Paktı NATO için bir tehditken, bu tehditlerin ortadan kaldırılması sonucu NATO’nun tehdit algılaması da değişti. NATO, ülke ve bölge bazında oluşabilecek her türlü tehdit unsuruna karşı, mücadele etme kabiliyeti kazanma çabası içerisine girdi. 21. Yüzyılda yeni tehdidin adı terörizmdi. Öncelikli hedef de El Kaide…. Bu doğrultuda NATO, Kuzey Atlantik bölgesinin dışına çıkarak Afganistan’a birlik gönderdi.

Aynı zamanda NATO, bu dönemde genişleyerek 26 üyeli bir yapıya büründü ve ilk kez 26 üye 2004 yılında İstanbul Zirvesi’nde bir araya geldi. İstanbul Zirvesi’nde, Balkanlardaki NATO varlığı AB komutasındaki EUFOR’a (Avrupa Birliği Barış Gücü) devredilirken, NATO’nun Kafkaslardaki durumu konusunda ise önemli kararlar alınıyordu. Zira Kafkaslar, enerji konusunda Batı için büyük önem arz etmektedir.

Saray Bosna’da, Kosova’da, Osetya’da, Abhazya’da silah başında gördüğümüz NATO, değişen dünya gündemine göre kendine çalışma alanları belirliyordu. Örneğin NATO, 2005 yılında ard arda gelen doğal afetlerde, Acil Mukabele Gücü ile bu sefer insani yardım konusunda görevdeydi.

21. yüzyılda tüm dünyanın gözü Ortadoğu’ya çevrilmiş vaziyette. Geçmişte birçok savaşa sahne olan Ortadoğu’da sular bir türlü durulmuyor. İsrail – Filistin arasında çatışmalar sürerken, ABD’nin Irak’a girmesi bölgeyi daha da karmaşık hale getirdi.  Ayrıca devrimden sonra Batı ile sorunlar yaşamaya başlayan İran’ın gerek nükleer programı, gerekse askeri alandaki atılımları Batı’da tedirginlik yaratıyor. İran’ın veya herhangi bir başka ülkenin ABD’ye doğrudan saldırması gerek askeri gerekse coğrafik nedenlerden dolayı mümkün görünmezken, ABD’nin müttefiki olan ülkeler, özellikle de Avrupa ülkeleri bu durum karşısında kendilerini güvende hissetmiyorlar. İran ise nükleer programının tamamıyla enerji üretmeye yönelik olduğu görüşünü savunurken bu durum Batı’da inandırıcı karşılanmıyor.

Batı’nın bu tedirginliğini giderme görevi ise ABD’ye dolayısıyla da NATO’ya düşüyor. Lizbon’da yapılan NATO zirvesinde alınan karar gereğince, NATO’nun önümüzdeki 10 yıl için uygulamaya koyacağı Stratejik Konsept’e göre NATO’nun yeni tehdit algılaması tanımlanıyor.  Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni tehdit olarak belirlenen terörizm kavramı daha da genişletilerek, aşırı-terörist gruplar ve siber terör gibi kavramlar da bu yeni tehdit algılamasına dahil ediliyor. Yani yeni dönemde El Kaide, Hamas, Hizbullah gibi örgütlerin yanı sıra bilişim dünyasından da düşmanları var artık NATO’nun. Üstelik birçok uzmana göre siber terör, 21. Yüzyılın en büyük savaş stratejisi olarak gösterilmekte. Wikileaks olayı ise bu konu hakkında verilebilecek en güzel örneklerden birisidir.

NATO, algıladığı tüm tehditlere karşı mücadele etme kabiliyetini geliştirirken, askeri saldırı ihtimaline karşılık da Füze Savunma Sistemi kurma kararı aldı. Şimdilik görünen amaç, İran’ın balistik füzelerine ve nükleer programına karşı Avrupa’yı korumak. Ancak İran’ın öncelikli hedeflerine baktığımız zaman bu durumun pek de gerçekçi olmadığını görüyoruz. Çünkü İran için öncelikli hedef İsrail’dir ve İsrail de NATO üyesi değildir.

Üstelik İran nükleer bomba üretse dahi bunu kullanabilme imkanı neredeyse sıfırdır. Çünkü gerek İsrail’de gerekse NATO’da İran’ın sahip olabileceğinden çok daha fazla miktarda nükleer başlık bulunmaktadır ve İran’ın bununla başa çıkması mümkün değildir. Ayrıca İran’ın sahip olduğu askeri güç de NATO’yu karşısına almaya yetecek kadar değildir. Dolayısıyla İran’ın herhangi bir NATO üyesi ülkeye saldıracağını düşünmek paranoyaklıktır.

Peki o zaman İran, bu kadar ciddi bir tehdit değilse, NATO’nun Türkiye üzerinde kuracağı Füze Kalkanı Sistemi de neyin nesi? Üstelik olası tehdit unsurlarından olan Rusya da projenin içerisinde… Bu durumu açıklayabilecek birkaç sebep var elbette.  Şimdi bunlara değinelim


  • Avrupa Birliği’ne, NATO’nun kendileri için daimi koruyucu olduğu mesajı verip, Avrupa Ordusu projesinden vazgeçmelerini sağlamak… Zira bu konuda en çok istekli olan ülkeler Fransa ve Almanya iken, diğer devletler oldukça  isteksiz. Çünkü, Avrupa Ordusu projesi uygulanabilirlik açısından oldukça güç durumda ve üye devletlere ağır ekonomik maliyetler getiriyor. Bu sebeple de birçok ülke NATO’nun varlığı konusunda daha istekli.
  • İran ve olası tüm tehditlere karşı göz dağı vermek... Bu konu İsrail ekseninde değerlendirilirse daha doğru olur.  Eğer İran, İsrail’e karşı saldırabilecek kapasiteye ulaşırsa, İsrail NATO üyesi yapılacak ve Füze Kalkanı İsrail’i korumak için kullanılacak.
  • ABD, NATO üzerinden, ileriki dönemlerde gerçekleştireceği projeler için ön hazırlık yapıyor… Bu durum Füze Kalkanı için, yeni demokrasi projelerinin, daha doğrusu yeni savaşların habercisi demektir. Yani ABD, ileriki dönemlerde bu bölgede yeni bir savaşa hazırlanıyor olabilir. İlk proje de İran…

Olası senaryolar bu şekilde iken, dikkat çeken bir diğer nokta ise Rusya’nın da projede yer almasıydı. Proje’yi engelleyemeyeceğinin farkında olan Rusya, START Anlaşması (Stratejik Silahların İndirimi Antlaşması) ile yakınlaştığı ABD’yi kullanıp, projeye dahil oldu ve hem kendini güvenceye alıp hem de ne öğrenebilirsem kardır mantığıyla hareket etti.

Son gelişmelerle ilgili en trajik durum ise Türkiye’ye ait. Ahmet Davutoğlu’nun “Komşularla Sıfır Problem” politikası, Füze Kalkanı Projesi ile ağır yara almış oldu. Zira, bir taraftan komşu ülkelerle işbirliği anlaşmaları yapıp, bir taraftan da onlara karşı kullanılacak bir projeye imza atmak pek inandırıcı bulunmasa gerek.  Projenin imza aşamasında İran’ın açık tehdit olarak gösterilmesinin önüne geçilmesi ve bunun da bir başarı olarak iç basında günlerce konuşulması ise ayrı bir vaka. Şimdi ne oldu yani, İran ismi belgede geçmiyor diye İran tehdit olmaktan çıktı mı? Müslüman İran’a kullanılacak bir projeye imza atan AKP hükümetinin bölgede lider rol üstlenme çabaları da sekteye uğramış oldu. Dolayısıyla da Recep Tayyip Erdoğan’ın bu durumu düzeltip Arap dünyasında yeniden kahraman olması için Davos’a birkaç kez daha gitmesi gerekebilir ya da İsrail’e yeni bir yük gemisinin gönderilmesi yakındır belki….

Sonuç olarak Yeni NATO, artık varlığı gerekli mi değil mi diye tartışılmayacaktır. Önümüzdeki 10 yıl için uygulanması kararlaştırılan Stratejik Konsept ise yeni değişmelerin habercisi. 10 yıl sonra bölgede nelerin değişeceğini şimdiden tahmin etmek çok güç. Daha kaç ülkeye demokrasi gider, kaç ülkenin sınırları değişir bilinemez. Bekleyip göreceğiz…


NOT: GENÇSAM bünyesindeki ŞahMat dergisinin, Aralık 2010 sayısında, 1-4 sayfaları arasında yayınlanmıştır.
NATO, North Atlantic Treaty Organization, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, 21, yüzyılda NATO, NATO'nun gerekliliği tartışmaları, Türkiye'nin NATO'daki konumu, Türkiye'nin NATO politikası, NATO'nun Türkiye politikası, NATO'nun Kafkasya politikası, NATO'nun Ortadoğu Politikası
Mustafa ARSLAN


Google'da Ara! | Yandex'te Ara! | Yazılar (RSS) | Yorumlar (RSS) | Sitemap

0 yorum:

Yorum Gönder

İlginç bilgiler, Biyografiler, Dekorasyon önerileri, Güzellik ipuçları, Edebiyat haberleri ve daha fazlası "Bilgilendiren Haberler"de...

- Yorumlarınız hemen yayınlanır.
- Reklam yapmak, HTML kullanmak, Link bırakmak serbesttir.
- Üye olmadan, Anonim olarak da yorum yapabilirsiniz.
- Yorumlarınıza cevap alabilmek için "Beni bilgilendir"i işaretleyin.
- Yapılan yorumlardan site sahipleri sorumlu tutulamaz!