Türkiye'nin Ortodoks Politikası ve Fener Rum Patrikhanesi

Yıllardır tartışılıyor… Yıllardır uluslararası arenada sorun olarak karşımıza çıkıyor… Hem iç sorunumuz hem de dış sorunumuz… Böylesine hayatımızın içerisinde bir olgu… Adına her ne derseniz artık: Ortodoks Kilisesi, İstanbul Kilisesi, Fener Rum Patrikhanesi, Ekümenik Kilisesi…

Kimisine göre Kilisenin bugün sahip olduğu konum yeterli, Batı olayı abartıyor ya da tahammül sınırlarımızı zorluyor. Kimisine göre ise Kilise ve Ortodoks cemaati mağdur durumda, Türk devleti Kilisenin etkinliğini ve çalışmasını sınırlıyor, inanç özgürlüğünü engelliyor.

Peki ya kim haklı? Türkler olarak gerçekten inanç özgürlüğüne saygımız yok mu? Ortodoks cemaati bizim devletimizin aldığı kararlar yüzünden mağdur mu ediliyor? Soruları, daha doğrusu sorunları türetmek mümkün…  


Fener Rum Patrikhanesi’nin bugün itibari ile 3 temel sorunu var. Bunlardan birincisi, Ekümenik sıfatının Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından tanınmaması. İkincisi, Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapalı oluşu. Üçüncüsü ise seçilecek Patriğin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma zorunluluğunun bulunması.


Soruları cevaplamak, sorunları çözmek ise yüzeysel olarak yapılacak işler değil. Olayın kökenine inmek, yaşananları tarihi veriler ışığında değerlendirmek gerekir.

Fener Rum Patrikhanesi’nin kaynaklarına göre, İstanbul’daki ilk kilise Hz. İsa’nın on iki havarisinden biri olan Aziz Andreas tarafından MS 36 yılında kurulmuştur. Kuruluşundan itibaren kilisenin çalışmaları gizlice yürütülürken, Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından tanınması ise 313 yılına denk gelmektedir. Bu tarihte imzalanan Milano Fermanı, Kilisenin resmiyet kazanmasını sağlamıştır.

Bir kilisenin Ekümenik olarak kabul edilmesi için bir havari tarafından kurulmuş olması (Apostolik) şartının arandığı 325 tarihli İznik Konsülü’nde Roma, Antakya ve İskenderiye Kiliseleri Ekümenik olarak kabul edilirken, İstanbul Kilisesi (Fener Rum Patrikhanesi) bu şarta uymadığı gerekçe gösterilerek, Ereğli Metropolitliği’ne bağlı bir piskoposluk olarak tanımlandı.
İstanbul 330 yılında Roma İmparatorluğu’nun başkenti oldu. Çok farklı inançların hüküm sürdüğü Roma’da İmparator 1. Konstantin Hıristiyanlığı benimserken, İstanbul’da bulunan kilise, bağımsız bir piskoposluk haline geldi. Kilisenin başpiskoposu da “Yeni Roma ve Konstantinapol Başpiskoposu” unvanını aldı. Kilise, Ekümenik sıfatını ise 421 yılında toplanan Kadıköy Konsülü’nde alınan karar gereğince kullanmaya başladı ve Ortodoks Kiliseleri içerisinde “Primus Inter Pares”, yani “eşitler arasında birinci” olduğunu iddia etmeye başladı. Fener Rum Patrikhanesi’nde Ekümenik sıfatını ilk kullanan ise Patrik Johan oldu.

Fener Rum Patrikhanesi’nin Ekümenik unvanını kullanışı uzun süre tartışma konusu oldu. Bu unvanın alınışını siyasi olarak gören başta Roma Kilisesi ve diğer Ekümenik kiliseler bu duruma büyük tepki gösterdiler ve Fener Rum Patrikhanesi’nin Ekümenikliğini kabul etmediler.

Bu süreçte Roma önce 395 senesinde Doğu ve Batı olmak üzere iki bloğa bölündü. Sonrasında Batı Roma 476 yılında tamamıyla ortadan kaldırıldı. Doğu Roma ise Bizans İmparatorluğu olarak anılmaya başlandı. Doğu dünyası üzerinde etkinliği artan Patrikhane, yeni kazanılan alanlarda hangi kilisenin daha etkin olacağı konusunda, dokuzuncu yüzyıldan itibaren Papalık ile çatışmaya başladı. On birinci yüzyıla gelindiğinde ise iki kilise arasındaki çatışma daha da şiddetlendi ve iki kilise de birbirlerini aforoz etti.

Entrikalarıyla ün yapan Bizans ise varlığını İstanbul’un fethine dek sürdürdü. İstanbul’un fethine gelmeden önce Bizans’ı yıkıma sürükleyen darbenin 1204 yılında Haçlı Seferlerinden geldiğini belirtmekte fayda var. Sonrasında bir daha toparlanamayan Bizans, Osmanlı tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını anlayıp Vatikan ile işbirliğine gitmeye çalıştı. Bir sonuca ulaşamayınca, birleşme yanlısı Patrik Gregorios Mammas, İstanbul’un fethedileceğini anlayarak, 1451 senesinde şehri terk etmiştir.

1453 senesinde İstanbul’u fetheden (Fatih) Sultan Mehmet, kilisenin başına Vatikan ile birleşmeye karşı çıkan Georgius Scholarius Gennadius’u yeni Patrik olarak getirir. Rumların Ortodoks kilisesi altında, Osmanlı padişahına itaatkar bir şekilde yaşamasını isteyen Fatih, onlara geniş haklar tanımıştır. Aynı şekilde Ermenilere de kilise açma izni vererek Ortodoks cemaatinin 2 kutuplu hal almasını sağlamak istemiştir. Buradaki temel amacı ise Ortodoksları bölüp, onları kontrolü altında tutmaktı.

Fatih, Ortodokslara o kadar geniş hak ve özgürlükler tanımıştır ki, bu durum ilerleyen süreç içerisinde, kilisenin aşırı güçlenmesine yol açmıştır. Öyle ki 1830’da bağımsız Yunan devletinin kurulmasına kadar giden süreçte Patrikhane baş aktör olarak yer almıştır. Bu süreçte 2. Mahmut’un uyarılarına aldırış etmeyerek, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine devam eden Patrik Grigorios, önce görevinden alınmış, daha sonra ise 2. Mahmut’un 10 Nisan 1921 tarihli fermanıyla, Patrikhane’nin ana giriş kapısında, halkın gözleri önünde idam edilmiştir. 3 gün boyunca asılı kalan Patriğin üzerine, Patriğin yapması gereken görevleri ve işlediği suç yazılmış, daha sonrasında ise cesedi denize atılmıştır. Denize atılan ceset kıyıya vurduğunda Yunanlılar onu bulmuş ve Atina’ya defnetmişlerdir. O kapı (Potrus Kapısı), o günden beri kapalı tutulmaktadır ve İstanbul yeniden Rumların olana dek bir daha açılmayacağı söylenmektedir.

On dokuzuncu yüzyıl ise Balkanlar açısından oldukça çalkantılı geçmiştir. Balkanlarda, milliyetçilik akımının etkisiyle Osmanlı’dan koparak kurulan ve nüfusunun çoğunluğu Ortodoks olan devletlerin birçoğu kendi kilisesini kurdu. Bu durum Patrikhane’nin gücünü zayıflatıyordu. Bu sebeple, rahip yetiştirmek için, ulusların üzerinde eğitim veren bir okul açmaya karar verilir. Patrik 4. Yarmanos, 1 Ekim 1844 tarihinde, Heybeliada’da Bizans döneminden kalma Aya Triada Manastırı’nı Ruhban okulu olarak açar.

Fener Rum Patrikhanesi'nin açtığı okullardan birisi olan Ayvalık Ikonomos Akademisi'nin 1884 yılı ders müfredatında yer alan ve belediye başkanı tarafından ele geçirilen metinde Türkleri yok etmek ve Bizans İmparatorluğu’nu yeniden diriltmek için öğrencilere anlatılan yöntemler olduğu tespit edilmiştir ve bu yöntemler şu şekildedir: 

  1. Türkler ezeli bir düşman olarak Rumlara tanıtılacak. 
  2. Türklerin en küçük hataları büyütülerek Avrupa'ya duyurulacak ve uygar dünya Türklere düşman edilecek.
  3. Türkler ekonomik bakımdan çökertilecek. Bu amaçla zengin Türkler sakat ticaret yollarına götürülecek, bol faizli krediler açılacak, ağır şartlarla rehin kabul edilecek.
  4. Türklerin ahlak, milliyet, din ve gelenekleri dejenere edilecek. Bu amaçla küfürler öğretilecek ve bu küfürlerin Türkler arasında yayılmasına çalışılacak. Türkler ziyana ve diğer ahlaksızlıklara teşvik edilecek. Türk gençleri arasında kabadayılık ruhu aşılanarak sevgi ve saygı bağlılıkları kırılacak. Aralarına ikilik sokulacak. Argoya benzer bir küfür dili Türkler arasında yayılarak milli dil ve duyguları bozulacak. Zengin Rum tüccar ve esnafı Türk hocalara bol hediye ve veresiye vererek onları elde edecek. Hocalar alkole alıştırılacak. Her türlü uydurma inanışlarla dini inançları saptırılacak. Onlara yalan yanlış olaylar anlatılıp, Türk halkı ile hocaların arası açılacak. 
  5. Türk hükümranlığı baltalanacak. Bu iş yavaş yavaş geliştirilip, Doğu Roma İmparatorluğu yeniden kurulacak. 
  6. Türk halkı arasında sürekli olarak anlaşmazlık tohumları ekilecek. Ayaklanmalar düzenlenip zamanında aradan çekilerek Türkler arasında kardeş kanı akıtılacak. Komiteler kurulup Türk köyleri basılacak. 
  7. Bir savaş sırasında Türk halkını sefalete götürecek her yola başvurulacak. Türk topraklarındaki en önemli gıda maddeleri, halkın elinden hızla ve gizlice toplanıp adalara gönderilecek. Buradan komşu ülkelere satılacak. Rum tüccarların uğradığı zarar milli bankalar tarafından para olarak ödenecek. 
  8. Doktor ve eczacı Rumlar, hastaları özellikle kimsesiz hastaları gizlice zehirleyip öldürecek. Kör, sağır, sakat edecek. Saf dışı bırakmaya çalışacak. 
  9. Tarım politikasında Türk çiftçisi ağır faizlerle toprağından mahrum edilecek. Borçların kolayca çoğalması sağlanacak. Böylece Türkler ellerindeki toprakları Rum tüccarlara satmak zorunda kalacaklar. 
  10. Yüksek rütbeli devlet memurları rüşvet, ziyafet ve hatta kadın ikramları ile Etnik−i Eterya'nın emrine alınacak. Ancak bu işler tamamen okuldan yetişmiş papazların talimatına ve okulun tayin edeceği kişilerle bunların vereceği direktiflere göre uygulanacak.
  11. Fırsat çıktıkça özellikle resmi binalarda yangın çıkarılacak, ölümlü kazalar yaratılacak, savaş gemilerine yangın ve yaralar açılacak. 
  12. Bütün Rum ustaları kesinlikle Türk çırakları kullanmayacaklardır. Politik düşüncelerle bir Türk çırak almak gerekirse Rum usta, Türk çırağı bir hizmetçi gibi kullanacaktır. 
  13. Bütün bu kurallar gizli olarak yapılacak, kurallara uymayanlar hemen aforoz edilecek, kredileri kesilecek ve Rum toplumu arasından kovulacaktır.
Milli Mücadele dönemi sonrasına gelindiğinde ise ortada  bir Patrikhane sorunu vardı. Atatürk, Patrikhane ve Hilafet gibi kurumları rejim için tehdit olarak görüyordu ve kapatılması yanlısıydı. Lozan görüşmelerinde Patrikhane konusu da gündeme geldi. İsmet Paşa, rahatsızlığı dile getirirken, Konferans başkanı Lord Curzon ise Patrikhane’nin siyasi faaliyetlerinin kaldırılıp, sadece dini bir kurum olarak Türkiye’de kalması gerektiğini dillendiriyordu. Yunan heyetinin, Patrikhane’nin bir daha hiçbir siyasi faaliyete karışmayacağını bildiren sözleşmeyi imzalamasıyla birlikte Patrikhane, Türkiye sınırları içerisinde kaldı. Patrikhane konusu Lozan’da ayrı bir başlık halinde ele alınmazken, azınlıklar başlığı altında değerlendirildi.

Cumhuriyet döneminde Patrikhane sıkı denetim altına alınmıştır. Patrik seçilmesi konusunda daha önce uygulanan kurala göre, seçilecek patriğin Osmanlı tebaasından olma şartı aranıyordu. 1923 yılında İstanbul Valiliği’nin çıkardığı tezkere ile Patrik adayının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma zorunluluğu getirilmiştir.

Lozan’dan sonra ve Cumhuriyet döneminde yaşanan göçlerle birlikte Türkiye’deki Patrikhane cemaati sayısında ciddi azalma görülmüştür. Patrikhane en çok bu konudan şikayetçi olmaktadır. Çünkü Türkiye’deki cemaati azalan Patrikhane, ilerde Patrik adayı bulunamama tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum, Patrikhane’yi 2000’li yıllara kadar Türkiye’nin Avrupa Birliği serüvenini desteklemesi konusunda adımlar atmasına yöneltmiştir. Patrikhane bu sebeple cemaat sayısını arttırmayı ummaktadır.

Sadece Türkiye’deki azınlıklara hizmet etmesi gereken Heybeliada Ruhban Okulu, Demokrat Parti döneminde, Adnan Menderes’in uyguladığı politikalar sebebiyle yabancılara da bu okula giriş hakkı tanımış ve bir süre sonra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları okul içerisinde azınlıkta kalmıştır. Okul, 1971 senesinde eğitim kurumlarını düzenleyen yasanın çıkarılmasına kadar varlığını  sürdürmüştür. Patrikhane’nin, dünyanın birçok yerinde, başta Selanik Teoloji Fakültesi olmak üzere, rahip yetiştirebileceği okulları mevcuttur. Türkiye’deki Ruhban okulunun kapatılma gerekçeleri ise okulun varlığının ve işleyişinin laiklik anlayışına aykırı olması, din eğitiminin cemaatlerden alınıp devletin tekeline verilmesi, azınlıklara üstünlük veya imtiyaz değil de Müslüman halk ile eşit haklar verilmesi gibi nedenler sıralanabilir.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılması konusu uluslar arası arenada sürekli olarak karşımıza çıkmakta, diğer devletlerce çeşitli durumlarda koşul olarak öne sürülmektedir. Bu konunun çözülmesi konusunda çeşitli girişimler yaşanmıştır. 2002 yılında iktidara gelen AKP hükümeti, Fener Rum Patriği Bartholomeos‘a Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için Yunanistan’daki Mustafa Voyvoda Camii’nin açılması şartını öne sürmüştür. Fakat bu öneri Yunan tarafında olumlu karşılanmamıştır.

ABD Başkanı Barack Obama’nın 2009 Nisan’ında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonrasında Heybeliada Ruhban Okulu’nun durumu yeniden gündeme geldi. Bu sefer üretilen çözümde Okulun, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne bağlanması öne sürüldü. Fakat Bartholemous, bu öneriye karşı çıkarak okulun patrikhaneye bağlanmasını istedi.

Osmanlı döneminde iç meselemiz olan Fener Rum Patrikhanesi, bugün itibariyle dış mesele halini almıştır. ABD, Avrupa ve Rusya dönem dönem Patrikhane’nin avutkatlığını yaparken Türkiye Cumhuriyeti devleti, sorun çıkartan taraf olarak gösterilmektedir. Avrupa Birliği’ne girme hayalleri olan ülkemizde, Patrikhane konusu karşımıza daha çok çıkacak, çeşitli platformlarda dayatma olarak önümüze sunulacaktır. 

Fatih dönemini hesaba katmazsak Türk tarihinde Ortodokslar hakkında akılcı politikalar izlendiği söylenemez. Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyet dönemi incelendiğinde görülmektedir ki Ortodoks meselesi bizim yöneticilerimiz için kimi zaman gereksiz bir konu, kimi zaman da ucuz siyaset malzemesi olmuştur. Fakat, hiçbir hükümet döneminde planlı bir politika izlenmemiştir.  Dolayısıyla bu konu her gündeme gelişinde akılcı olmayan çarelere başvurulmuş ve sorun giderek büyütülmüştür.

Şunu da belirtmeliyiz ki Patrik Bartholomeos’tan sonrası için Türkiye Cumhuriyeti’nin net bir planı yoktur. Kararlar almamız gerekeceği gün geldiği zaman yine bocalama dönemine girilecektir. Bu durum Patrikhane sorununu daha da büyütecektir.

Özetle belirtmeliyiz ki, Patrikhane konusu milli meselemizin çok daha ötesine ulaşmıştır. Bugün itibariyle Fener Rum Patrikhanesi 250 milyonluk Ortodoks cemaatine hitap eden bir yapı halindedir. İç ve dış politikada kullanabileceğimiz önemli bir koz iken, karşımıza dayatılan ve çözmemiz gereken bir sorun olarak durmaktadır. Dolayısıyla da bu sorunu bir an önce çözüp, planlı politikalar izlemenin vakti gelmiştir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR 
  • Betül Canan, Fener Rum Patrikhanesi ve Ekümeniklik, Bahçeşehir Üniversitesi Hükümet Liderlik Okulu, s 17-33. 
  • Cansen Öncü, Fener Rum Patrikhanesi ve Faaliyetleri, Balıkesir Üniversitesi F.E.F. Karesi Tarih Kulübü Bülteni 2007/1. 
  • Elçin Macar-Mehmet Ali Gökçatı, Heybeliada Ruhban Okulu’nun Geleceği Üzerine Tartışmalar ve Öneriler, TESEV Yayınları, İstanbul:2005. 
  • İbrahim Erdal, “Türk Basınına Göre; Patrikhane Konusu ve Patrik Araboğlu’nun İhracı Meselesi”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstütüsü Atatürk Yolu Dergisi, S 33-34 Mayıs-Kasım 2004, s. 33-49.
  • Murat Köylü,  Ruhban Okulu, 21. Yüzyıl Türkiye Enstütüsü, 05.01.2010. 
  • Salim Gökçen, Ortodoks Teoloji Akademisi: Heybeliada Ruhban Okulu Yanılsamaları, Stradigma dergisi, Aralık 2003, sayı 11.
NOT:  GENÇSAM yayın organı ŞahMat'ın 2. sayısında, 8-13 sayfaları arasında "Fener Rum Patrikhanesi ve Türkiye'nin Patrikhane Politikası" başlığı ile yayınlanmıştır.   
fener rum patrikhanesi, ortodoksluk, türkiyedeki ortodokslar, patrikhane, ekümenik, ortodoks sorunu, patrikhane sorunu, heybeliada ruhban okulu, türkiyenin patrikhane politikası, türkiyenin ortodoks politikası
Mustafa ARSLAN


Google'da Ara! | Yandex'te Ara! | Yazılar (RSS) | Yorumlar (RSS) | Sitemap

0 yorum:

Yorum Gönder

İlginç bilgiler, Biyografiler, Dekorasyon önerileri, Güzellik ipuçları, Edebiyat haberleri ve daha fazlası "Bilgilendiren Haberler"de...

- Yorumlarınız hemen yayınlanır.
- Reklam yapmak, HTML kullanmak, Link bırakmak serbesttir.
- Üye olmadan, Anonim olarak da yorum yapabilirsiniz.
- Yorumlarınıza cevap alabilmek için "Beni bilgilendir"i işaretleyin.
- Yapılan yorumlardan site sahipleri sorumlu tutulamaz!