Adaletli Bir Cinayet Olabilir Mi?

Her şeyden önce idam bir ceza yöntemi midir bunu tartışmak gerekir. Suat Özçelebi, “Ölüm Yaşanmaz” adlı makalesinde Wittgenstein’ın başyapıtı Tractatus'tan yaptığı bir alıntıda şunu dile getirir: "Ölüm bir yaşam olayı değildir. Ölüm yaşanmaz." Ölüm Cezası, cezanın öznesi olan suçluyu ortadan kaldırarak, cezanın çekilebilme/yaşanabilme sürecini de yok eder. Ceza çekilebildiği sürece beklenen işlevini yerine getirebilir. İdam, bu yönüyle bir ceza değildir.

Suat Özçelebi’nin dikkat çektiği bir başka nokta ise ölümün gerçekte ne olduğu ile ilgili bilinmezliktir. 500 yıl önce idama mahkum edilen Sokrates'in dediği gibi "Gerçekte kimse bilmiyor ölümün ne olduğunu, insana vergi belki en büyük iyiliktir ölüm." Dinsel tüm belirlemelere ve iddialara rağmen yaşadığımız dünyada hala bir bilinmezliktir ölüm. Ölüm cezasının suçlu için ceza olma işlevi gerçekte mahkumiyet tarihinden infaz tarihine kadar geçen sürede ortaya çıkar. Ve bu süreç tam anlamıyla bir işkencedir. Cezanın verildiği andan infazın gerçekleşeceği zamana kadar geçen süreyi saymazsak, o kişiyi değil, onun ailesi, akrabası vb. etrafındaki kişileri cezalandırmış oluyorsunuz. 

İtalyan Ceza Hukukçusu Becceria'nın dediği gibi "Yeryüzündeki hiçbir ilahi kuvvet veya sosyal yasa, insana kendi hemcinsini boğazlama hakkını vermez." En psikopat katil bile kurbanına onu öldüreceği zamanı söyleyip, onu bir hücreye tıkıp öleceği anı beklemesini seyretmez. Bu kadar acımasız olamaz. Ancak idam cezası verilen bir mahkuma devlet eliyle yapılan aynen budur.

idam cezası hakkında görüşler

İnsanlar genelde terör,  katliam, cinayet, tecavüz gibi insan vicdanını sızlatan olaylardan sonra idam cezasının gerekliliğini daha bir şevkle savunuyorlar. Gerekçe olarak da “Suçlunun bu yaptığının yanına kar kalmaması gerektiği ve mağdurun (en azından ailesinin) acısının hafifletilmesi için idam cezasının gerekli olduğunu” söylüyorlar. Peki bu durum “öldürmenin yanlış olduğunu öldürerek göstermek” değil midir? Hatta bazı durumlar oluyor ki; insan öldürmekle de yetinmiyor, infazın “işkenceyle süslenmesini” istiyor. Bu sebeple modern ceza hukukunda cezalar, mağdurları tatmin etmek için değil, suçu önlemek için getirilmiştir.

Günümüz ceza hukukuna göre ceza 3 amaçla verilmektedir; suçlunun olaydan ders alması; toplumda adalet duygusunun sağlanması; cezanın caydırıcı nitelik sağlaması. 

İdam cezasını bu kriterler doğrultusunda değerlendirmek gerekirse, ilk olarak suçlu öldürülerek ortadan kaldırıldığı için olaydan ders çıkarıp ıslah olması gibi bir durum söz konusu değil. 

İkinci olarak devlet suç işleyen kişinin öldürülerek cezalandırılabileceğini gösterdiği zaman, töre cinayeti, namus cinayeti, kan davası gibi kavramların geçerliliğini kabul etmiş sayılacaktır. Bu da toplumda adaleti sağlamak bir yana, önü alınamaz karışıklıklara sebep olacaktır. Yaşanan pek çok olay göstermektedir ki idam cezası her zaman hak eden (ölmeyi hak etmek de ayrı bir tartışma konusudur) kişilere verilmemiştir. Kimisinin üzerine iftira atılmış, kimisi kendisini yeterince savunamamış, kimisi  siyasi bir kararla idam edilmiştir. Olası durumları çoğaltmak mümkün... Bu durumların aslı ortaya çıktığı zaman, kamu vicdanı durumdan rahatsız olacak ve toplumsal adalet ve güven duygusu zedelenecektir. Ülkemizde darbe dönemlerinde gerçekleştirilen idamlar bunun en tipik kanıtıdır. Ayrıca idam, suçlar ve cezalar arasında bir orantısızlık doğurmaktadır. Bu da işin, toplumdaki adalet duygusuna zarar veren bir başka boyutudur.

Cezanın caydırıcılığı meselesine gelirsek araştırmalar göstermektedir ki ölüm cezası tarihin hiçbir döneminde caydırıcı bir etki yaratmamış ve suçun işlenmesini önlememiştir. Hatta idam cezasının uygulandığı ABD’de, idam cezasının uygulanmadığı Avrupa ülkelerine göre suç oranı daha fazladır. Yine ABD’nin idam cezasının uygulanan eyaletlerinde, idam cezasının uygulanmadığı eyaletlere göre suç oranı daha yüksektir.

İngiltere'de 100 yıl kadar önce idamların halkın gözü önünde infaz edilmesinden vazgeçilmişti. Bunun nedeni Royal Commission'a sunulan bir raporda idama mahkum olan 167 kişiden 164'ünün evvelce bir infaza tanık olduklarının belirtilmesiydi. Ayrıca Afrika'nın bazı bölgelerinde ağaçlara bağlanmış hırsızlar kurşuna dizilirken başka hırsızların infaz mahallinde park etmiş otomobillerin lastiklerini ve farlarını çalmakla meşgul oldukları biliniyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün… Bu örnekler, özellikle halk arasında sıkça kullanılan “Bunları (suçluları) meydanda sallandıracaksın, bak o zaman bir daha yapan oluyor mu” deyimine de güzel bir cevap olsa gerek.

Ayrıca idamla ilgili yapılan bir tespit göstermektedir ki idam suçluları cezalandırmak bir yana, yoğun olarak uygulandığı totaliter rejimlerde iktidarın ideolojik, siyasi, sosyal, askeri ve ekonomik karşıtlarını cezalandırma aracı olarak kullanılıyor.

Peki iyi bir ceza nasıl olmalıdır? İyi bir ceza bölünebilir olmalı; hata yapıldığı ortaya çıktığında o hatadan dönülebilir olmalı; ceza infaz edildikten sonra suçluyu ıslah edip topluma kazandırabilmeli. İdamın bu kıstaslarla uyuşmadığı apaçık ortadadır.


Bazı insanlar “Potansiyel suçlularla birlikte yaşamak istemiyorum. Bu yüzden katilleri, tecavüzcüleri öldürelim. Bir kez yaptılarsa yine yapma ihtimalleri var” diyorlar. Potansiyel suçlu kavramı oldukça ucu açık değil mi? Sağlıklı olmakla sakat kalmak ve akıllı olmakla delirmek arasında nasıl ki ince bir çizgi varsa; suçlu olmakla suçsuz olmak arasında da aynı ölçüde bir çizgi vardır. Bu sebeple hepimiz birer potansiyel suçluyuz. 

Hiç kimse dünyaya doğuştan suçlu olarak gelmemektedir. Kişinin suç işlemesinde ekonomik, sosyal, kültürel, fizyolojik, psikolojik pek çok faktör bulunmaktadır. Kimin neyi, neden hak ettiğine nasıl karar vereceğiz? Suçu ve suçluyu oluşturan toplumdur.

Bazı kişilerse “Katiller, tecavüzcüler 3-5 yıl yatıp çıkıyorlar, sonra aynı suçları tekrar işliyorlar, öldürelim ki bir daha yapamasınlar.” diye yakınmaktalar. Öldürmenin bir çözüm olmadığına inanıyorum. Asıl mesele işlenen suçlara uygun cezaların bulunamayışından ve devletin suçluları ıslah etmedeki yetersizliğinden kaynaklanıyor. Ufak bir suçtan ceza evine giren bir kimse bile hapisten çıktığında ıslah olmak bir tarafa, “suç makinesine” dönüşebiliyor. Ayrıca işlenen her türden suça aynı ceza (hapis cezası) veriliyor. “Bir cezayı diğerinden farklı kılan yalnızca süresi.” Ceza konusunda, insan haklarını ihlal etmeden, yenilikler yapılabilir. Kanunların yetersiz, devletin yeteneksiz olması öldürme hakkı vermez. 

Ceza konusunda yapılan bir diğer yanlışsa yasamanın, yargı kararlarına müdahale ederek af çıkarmasıdır. Bu aflar, hem suçlunun ıslahını önlemekte hem de suç işlemek konusunda insanları cesaretlendirmektedir. Nasıl ki işlenen suçun geri dönüşü yoksa verilen cezanın da geri dönüşü olmamalı. Ceza sisteminde gerekli düzenlemeler/iyileştirmeler yapıldığı taktirde idam konusunun suçla mücadelede bir alternatif olmaktan çıkacağı kanısındayım.



İnsanın yanılmazlığını görebildiğim güne kadar idam cezasının kaldırılmasını isteyeceğim."  La Fayatte

mustafa arslan, idam cezası hakkında düşünceler, idam cezası kaldırılmalı mı, idam cezası gerei gelmeli mi, dünyadan idam cezası örnekleri, dünyada idam cezası, idam neden kaldırılmalı, idam bir ceza yöntemi midir 


Google'da Ara! | Yandex'te Ara! | Yazılar (RSS) | Yorumlar (RSS) | Sitemap

0 yorum:

Yorum Gönder

İlginç bilgiler, Biyografiler, Dekorasyon önerileri, Güzellik ipuçları, Edebiyat haberleri ve daha fazlası "Bilgilendiren Haberler"de...

- Yorumlarınız hemen yayınlanır.
- Reklam yapmak, HTML kullanmak, Link bırakmak serbesttir.
- Üye olmadan, Anonim olarak da yorum yapabilirsiniz.
- Yorumlarınıza cevap alabilmek için "Beni bilgilendir"i işaretleyin.
- Yapılan yorumlardan site sahipleri sorumlu tutulamaz!